27 Ocak 2014 Pazartesi

Mr. Banks'ı Korurken

(Saving Mr. Banks filmine ithafen)
....
gelecek geçmişi tamir etmekle geçecek demişti kulağıma fısıldayarak. inanmak an'ı yanıltmak geleceği yamultmak demekti inanmadım. inanmadığımı da şimdi anlıyorum açıkçası. sisli havaları sevmezdim. görmek eziyetten de öte imkansızlaşırdı. yine böylesi bir günde yani benim sembolizmin dibine vurduğum bir günün akşamında geçmişe göz kırparken kendimi kınamıştım. boş vermek o esnada yapabileceğim bir şey değildi. boş vermek yokluktu. kopan bir fırtınanın üstümüze savuracağı kaya parçalarıydı. ezilmekten değildi korkum bunu yaşarken bütün sağduyumu kapı dışarı edecek olmamdı. hücrelerimde akan kanın sıcaklığını duyumsamak beni ele veriyordu. artık çatılardan buzlar da sarkmıyordu. bencileyin düşmüyorduk yürürken. mevsim kıştı ama sonbahardan kalma günler vardı. benim en ihtiyaç duyduğum şey sessizlik de değildi. gürültü yalnız olmadığımı hatırlatıyordu. anlatmak çaresizce anlatmak... neye yarardı ki? evrende nokta kadar bile yeri olmayan biri için anlatmak bir işe de yaramadı. değerli suskunluk dediydi. belki de diyesiydi. bunu şimdi kestiremiyorum. hep parça parça görüntüler. fotograf gibi, gece çakan şimşeğin etrafı birden aydınlatıp tekrar karanlığa gömülmek gibi. oluyorsun ve ölüyorsun. hayat sadece iki noktaya bağlıydı. acıyı çayımıza tatlandırıcı yapmayı maharet bilmedim. olmak acı vericiydi. sen hissetmiyorsun o an belki ama anneler hissederdi. ya ölmek... lütfen kapatalım bu bahsi. bana umut aşılamalısın. hem ben daha küçüğüm. yeni şeyler öğrendiğimde gözlerim parlar bilirsin bunu. üzüntün de yüzüme gölge yapar. güneş ol dedim ya. güneş ol. 
ah yavrucuğum, seneler var ki, kendi köşemde kıvrandım durdum. bazıları büyük anlamlar yükledi buna, bazıları kendini beğenmiş dedi. haşa, haddim değil. en fazla kenarda oyuna davet edilmeyi bekleyen uysal bir çocuk gibiydim. kuralları bilmiyordum. davet almak için kendini ispatlamak gerekiyordu. ya da kendin kuracaktın kendi oyununu. kurallarını da sen belirlerdin o zaman. karışan eden olacaktı ama ne gam. kime ne.
zamanla bilincim aptallığımı geride bıraktı dedi miydim. öyle oldu ya, buna büyümek diyorlar. zamirlerden nefret ediyorsun bir süre sonra. ikilenen zamirler paslı bir tat bırakıyordu genzimde. normalin dışına çıkmayı da normal olmayı da içime sindiremediğim zamanlar. hızlı geçmiş ya; hızlı geçmiş... üstü kapatılan bir aptallığa düşmedim. bütün aptallıklarımın üstünü açık bıraktım. bu hayatı ben seçmedim. şimdi bile geçmişimi yaşıyorum. benim lisanımda tek bir zaman var: geçmiş; parçalanmışlı geçmiş ve parçalamışlı geçmiş, anca ikiye ayırabildiğim bir geçmiş. ikisini de mebzul miktarda anlatırım ama sizin lisanda karşılığı var mı ki kuzum? sahi sizin lisanınız neydi? 


10 Temmuz 2013 Çarşamba

Batı'ya Yön Veren Metinler


bu kitapları ben kendi kütüphanem için temin ettim. ama okumak isteyenler için bilgisayar ortamında bulunması da kullanışlı olabilir. tatilde bilgisayarımın okunacaklar klasöründe yer alan bu kitaplar eminim sizlerin de faydalanacağı kitaplar olacaktır. 

Batı'ya Yön Veren Metinler I
Batı'ya Yön Veren Metinler II
Batı'ya Yön Veren Metinler III 
Batı'ya Yön Veren Metinler  IV

8 Haziran 2013 Cumartesi

Anılar, Düşler, Düşünceler

Bir süredir tatil için ne okumalıyım sorusuna cevap aramaktayım. Son günlerdeki siyasi ve toplumsal karışıklık ve karmaşa içinde bu konuda yazı yazmayı erteledim. Biyografi kitaplarına apayrı bir önem vermekteyim. Kişinin geriye dönüp baktığında hayatının hangi safhalarına projeksiyon tutmaya çalıştığına şahit olmak okur için anlamlı. Bu sayfayı ara ara güncelleyeceğim. Kendi okuduğum kitaplardan öncelikli olarak burada belirtmek daha anlamlı olur kanaatindeyim.



İçindekiler:
  1. İç konuşma
  2. Çocukluk Dönemi
  3. Okul Yılları
  4. Üniversite Yılları
  5. Psikiyatrik çalışmalar
  6. Sigmund Freud
  7. Bilinçdışını irdeleme
  8. Yapıtların Oluşumu
  9. Kule
  10. Geziler
  11. İmgeler
  12. Ölümden sonra yaşam üzerine
  13. Son dönem düşünceleri
  14. Geçmişe bakış


Ekler
Açıklamalar- Jung’un terminolojisine ilişkin

Özet
Daha çocuk yaşlarında kişilik ve birey ayrımının farkına varan Jung, gençlik yıllarına doğru bilimin deneyselliğe, din ve felsefenin insancıllığa ve tarihin, kişiliğin öğrenmesine yardım ettiğini keşfetmiş ve hepsini çalışması gerektiği kararına varmıştı. Üniversite yıllarında ise, “dışarıda arama; gerçek, insanın içindedir.” öğretisi ile tanışmış ve “Ruh olmasaydı, ne bilgi ne de sezgi olurdu” anlayışına sahip olmuştu. Dolayısıyla “giderek deneyimin gerekliliğine inanıyor, filozofları deneyimi göz önünde bulundurmadan çene yordukları için suçluyordum.” diyordu.
Sürekli, insanlara daha fazla yararlı olmak için araştırıyor, okuyor ve gözlemliyordu. “Psikoterapinin özü yöntem olmadığına göre, psikiyatri eğitimi görmüş olmak yeterli olmaz. Psikoterapi malzemesini öğrenebilmek için çok uzun yıllar çalıştım. 1909 yılından da önce, simgelerini tanımazsam gizli psikozu tedavi edemeyeceğimi anlamıştım. Mitoloji öğrenmeye başlamamın nedeni budur.” “Mitler, bilimin ilk biçimleridir.” Bu araştırmaları onu “Tarih öncesine ait mağaralarda nasıl ki insanlar gelip oralara el koyana dek genelde hayvanlar yaşamışsa, ruhun ilkel yanı da, hayvan ruhunun yaşam sınırında sona erer.” bilgisine kadar ulaştı. Sonunda; “Bilinç düzeyi yalnızca, karşıtların çatıştığı burada, yani dünyadaki yaşamda daha üst düzeye yükseltilebilir ve bir bireyin metafiziksel görevi de budur, ama bu olgu “mitoloji üretmeden” elde edilemez. Mitler, bilinçsiz bilgiyle bilinçli bilgi arasındaki doğal ve vazgeçilmez iletişimi sağlarlar.” diyerek mitoloji çalışmaya vurgu yaptı.
Buldukları sonunda “Günümüzde, bizi tehdit eden tehlikenin doğadan gelmediğini, insan ve kitle ruhundan kaynaklandığını apaçık görüyoruz. Tehlike, insanın ruhundan kopmuş olmasında.” anlayışına vardı. “Medeniyetimizin getirdiği hoşnutsuzluk, köksüzlüğümüzün ve geçmişle
bağlantımızın yitmesinin sonucudur.” “Eleştirel mantığın egemen olduğu oranda, yaşam kısırlaşır; …bilince yükseltebildiğimiz mitleri kattığımız oranda da yaşama katkıda bulunuruz.”
“Doğayı tanımayan insanların, gerçeğe dönük olmadıkları için nevrotik olduklarına kuşku yok. Onlar çocukça bir saflık içindedirler ve nevrozlarını geçirmeye yaramasa da, onlara yaşamın gerçeklerini, yani herkes gibi insan olduklarını öğretmek gerekir.” “Ruhsal gelişimin amacının benlik olduğunu anlamaya başladım. Çizgisel bir evrim yoktu. Merkezin çevresinde dönüp dolaşılıyordu….amaç merkezdi ve herşey ona yöneliyordu.” Ariadne gibi elime ipliğini verip bana yol gösteren olmadığı için, simyasal düşünce tarzının labirentlerinde yolumu bulabilmem çok uzun sürdü.”
Kitap’da aynı zamanda çağdaşları hakkında “Freud, cinselliğin hem Tanrı hem de Şeytan olan bir numen olduğu düşüncesine biraz daha eğilseydi, biyolojik bir kavramın sınırları içinde sıkışıp kalmaz, Nietzsche de insanın varoluşunun temellerine sıkı sıkıya sarılsaydı, zihinsel açıdan aşırılığa kaçıp dünyanın kenarındaki uçuruma sürüklenmezdi.” açıklarını da bulabilirsiniz.

“Işığı özlemek, bilinçli olmayı özlemek demektir.” diye Carl Gustav Jung’a insanlığa kattığı görüşleri için teşekkür ediyorum. Kaynak

Online temin için bakınız.
Biyografisi için bakınız ayrıca daha ayrıntılı bilgi için bakınız.

Garmin'de Antreman Programı Oluşturma

Yüzme antremanlarını Garmin üzerinden takip etmek muhteşem bir kolaylık sağlıyor. Öncelikle antremanı rastgele olmaktan çıkarıyor ve planl...